بسم الله الرحمن الرحيم

9 Eylül 2007 Pazar

VEHHABİLİK

eş-Şeyhu'n-Necdî lakabıyla bilinen Muhammed bin Abdülvehhab'ın (d. 1703 Uyeyne - ö.1787 Deriye, Riyad) düşünceleri çevresinde oluşan dinî, siyasî hareket. Harekete Vehhabilik adı karşıtlarınca yakıştırıldı. Hareket içinde yer alanlar, kendilerine Muvahhidun (tevhidciler) derler ve Hanbelî mezhebini İbn Teymiye yorumuna uygun biçimde sürdürdüklerini söylerler. Vehhabilik bir inanç hareketi olarak başlamakla birlikte, kısa zamanda siyasî bir nitelik kazandı. Arap yarımadasında etkinlik kurarak devlet durumuna geldi. Günümüzde, Suudi Arabistan'ın resmî mezhebi durumundadır.

Muhammed İbn Abdülvehhab'ın düşünceleri, Deriye Emiri olan Muhammed bin Suud ile tanışmasıyla (1744) siyasi bir hareket niteliği kazandı. İbn Abdülvehhab, Deriye'de düşüncelerini Emir Muhammed'in gücü ile yayarken, Emir Muhammed bu düşüncelerle Arabistan'a hakim olma imkânını kazanıyordu. Çünkü İbn Abdülvehhab, insanların şirk içinde bulunduğunu, bunların mal ve canlarının kendisine inanan kişilere helal olduğunu söylüyor, Emir Muhammed bu fetvanın getirdiği ganimet olgusuyla yandaşlarını çoğaltıyor, gücünü artırıyordu. İbn Abdülvehhab'ın ölümünden sonra hareketin siyasî niteliği daha da ağırlık kazandı. Muhammed bin Suud döneminde başlayan toprak kazanma faaliyetleri, ölümünden (1766) sonra oğlu Abdülaziz zamanında da sürdürüldû.19. yüzyılın başlarına gelindiğinde (1811) Vehhabilik adına hareket eden Suud Emirliği Haleb'ten Hind Okyanusuna, Basra Körfezi ve Irak sınırından Kızıl Deniz'e kadar yayılmış bulunuyordu.

Vehhabilik hareketinin Osmanlılar için önemli bir sorun durumuna gelmesi üzerine II. Mahmud, Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'yı sorunu çözmekle görevlendirdi. Mehmet Ali Paşa, oğlu Tosun komutasındaki orduyla Mekke, Medine ve Taif'i Vehhabilerin elinden kurtardı (1812-1813). Daha sonra bizzat Emir Abdûlaziz'in üzerine yürüdü. Emir Abdulaziz'in ölümü (1814) üzerine Vehhabiler ağır bir yenilgiye uğradı. Nihayet Mehmet Afi Paşa'nın kumandanı İbrahim paşa, Abdulaziz'in yerine geçen oğlu Abdullah ve çocuklarını esir ederek İstanbul'a gönderdi. Bunların İstanbul'da asılarak öldürülmeleri (17.12.1819) ile Vehhabilik hareketinin ilk dönemi kapandı.

Savaş sırasında kaçarak kurtulmayı başaran Suud hanedanından Türki bin Abdullah, Necd bölgesinde yeniden faaliyete girişerek 1821'den 1891'e kadar sürecek ikinci Vehhabi devletini kurmayı başardı. Daha sonraları bir takım çekişmeler olmuşsa da Suud hanedanından Abdülaziz bin Suud, Vehhabi devletini yeniden kurdu (1901). Hindistan İngiliz yönetiminin de desteğini sağlayan Abdülaziz bin Suud 26 Aralık 1916 tarihli anlaşma ile İngilizlerce Necd, Hasa, Katif, Cubeyl ve kendisine bağlı diğer bölgelerin hükümdar olarak tanındı. Bu anlaşmaya göre Abdülaziz, bu yerleri kendisinden sonra miras yoluyla çocuklarına bırakacak ve kendisinin seçtiği veliaht da İngilizlere bağlı kalacaktı.

Osmanlıların yenik düşmesiyle sonuçlanan.1. Dünya Savaşı'nın arkasından Vehhabiler Hail, Taif, Mekke, Medine ve Cidde'yi de ele geçirdiler (1921-1926). Abdülaziz bin Suud, Necd ve Hicaz Kralı olarak kabul edildi (1926). 20 Mayıs 1927 tarihinde İngiltere ile yapılan Cidde anlaşmasının arkasından da tam bağımsızlığını ilan etti. Böylece Abdulaziz bin Suud, Suudi Arabistan Kralı olarak tüm Hicaz'ı egemenliği altına aldı. Bu devlet, Suudi Arabistan Krallığı adıyla varlığını sürdürmektedir.

Vehhabiliğin din anlayışı, Muhammed bin Abdülvehhab'ın üzerinde önemle durduğu tevhid (Allah'ın birlenmesi) konusundaki yorumu çevresinde toplanır. İbn Abdülvehhab'a göre tevhid, kullukta Allah'ı bir tanımaktır. Tevhid kelimesini (lâ ilâhe ilallâh) söylemek Allah'tan başka tapınılan şeyleri tanımadıkça bir anlam taşımaz. Allah kalble, dille ve davranışlarla birlenmelidir. Bunlardan birisinin eksik olması durumunda kişi Müslüman olamaz. Tevhid üçe ayrılır. İlki, Allah'ı isim ve sıfatlarında birlemek (tevhid-i esma ve sıfat), ikincisi Allah'ı rablıkta birlemek (tevhid-i rububiyet), üçüncüsü de Allah'ı ilahlığında birlemektir (tevhid-i uluhiya). Allah'ı bu üç biçimde birleme, ancak amellerle mümkündür. Buna göre Kur'an ve Sünnet'in dışında emir ve yasak tanımamak, Hz. Muhammed'in döneminde bulunmayan şeyleri ve tevessülü terkederek Allah'ı birlemek gerekir. Bu tevhide ameli tevhid denir. Herhangi bir hüküm koyucu tanımak, Allah'tan başkasından yardım dilemek, Peygamber için bile olsa, Allah dışındaki bir varlık için kurban kesmek, adakta bulunmak kişiyi küfre düşürür, can ve mal dokunulmazlığını ortadan kaldırır.

Bu tevhid anlayışının getirdiği önemli sonuçlar vardır. Bunlardan birisi, Hz. Muhammet'ten şefaat talebinde bulunulamayacağıdır. Şefaat, Allah'a özel bir haktır. Bu nedenle Hz. Muhammet'ten doğrudan şefaat talep etmek, onu Allah'a ortak tutmaktır. Nitekim müşrikler de Allah'ı kabul ettikleri halde, melekleri, putları şefaatçi kabul ettikleri için müşrik olmuşlardır. Şefaat inancı gibi yaygın olan tevessül inancı da şirktir. Tevessül inancı, daha çok mutasavvıflar arasında yaygındır. Bir takım şeyhlerin, velilerin hem hayatlarında, hem de öldükten sonra tasarruf sahibi olduklarına inanılmakta, onların himmetleri dilenmekte ve aracı kılınmaktadırlar. Bu da açık bir şirktir. Çünkü günah'ın yaratmada, yönetmede, tasarruf etmede, işleri düzenleme ve belirlemede ortağı yoktur.

Vehhabiliğin en önemli özelliklerinden birisi de bid'adlar karşısındaki tutumudur. İbn Abdülvehhab'a göre Kur'an ve Sünnet'te olmayan her şey bid'attır. Bir bid'at çıkaran mel'undur ve çıkardığı şey reddedilmelidir. Bid'atların çoğu insanları şirke düşürmektedir. Bunların başında mezarlar, türbeler ve bunların ziyaretleri gelir. Mezarlarda yapılan ibadetler şirktir. Sevap umarak Hz. Muhammed'in kabrini ziyaret bile şirke neden olabilir. Şirke neden olmamaları için, mezar ziyaretleri, türbe yapımı kesin olarak yasaklanmalıdır. Ölülere niyaz, tevessül, falcılara, müneccimlere inanmak, Hz. Peygamber'in anısını yüceltmek, hırka-i şerif, sakal-ı şerif ziyaretleri yapmak, Allah'tan başkasına ibadet etmek, şirk koşmaktır. Mevlid toplantıları düzenlemek, bu toplantılarda mevlid okumak, sünnet ya da nafile namazlar kılmak yasaklanmalıdır. Göz değmemesi için nazar boncuğu takmak, muska takınmak, ağaç, taş vb. şeyleri kutsal saymak, bir hastalık ya da beladan kurtulmak, güzel görünmek vb. için boncuk, ip, hamayı gibi şeyler takınmak, sihir, büyü, yıldız falı gibi şeylere inanmaz, iyi kişilere, velilere tazimde bulunmak, onlara dua etmek, onlardan yardım dilemek gibi şeyler de tamamıyle şirke neden olan bid'adlardandır. Riya için namaz kılmak, sofuluk etmek, iyi insan gibi görünerek çıkar sağlamak da şirktir. Cami ve mescidlerin süslenmesi, minare yapılması da terkedilmesi gereken bid'adlardır.

Vehhabiliği oluşturan düşünceler, birçok çağdaş Müslüman düşünürü etkilemiş, onlara esin kaynağı olmuştur. Günümüzde ise, önemli ölçüde değişime uğramış biçimde, Suud Krallığının resmî görüşü olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.[1]

Amelde Hanbeli, İtikad'ta ise -Hanbelilerin ekserisi gibi- Selefi olan bu mezheb henüz Vehhabilik adını almadan çok önce miladi ondördüncü yüzyıl sonlarında Necid bölgesinde oldukça yaygındı. Temelini Hanbeliliğin İbn Teymiyye görüşü ile değiştirilmiş bir yorumdan alan bu mezhep, nihayet onsekizinci yüzyıl başlarında Muhammed b. Abdulvehhab tarafından biçimlendirilmiş ve Suud devletinin de desteğini almış olarak kendini daha geniş kitlelere takdim imkanı buluyor.

Dönem içinde Hariciler, Rafiziler, Mürcie, Eşariyye, Kaderiyye, Mutezile, Cehmiyye, Kerramiyye gibi mezheplere karşı yazı ve sözle savaş açan, hadiste imam olan, fıkıhta hanbelilik mezhebinin büyük imamlarından sayılan, Moğollara karşı savaş alanlarında kılıç sallayan, alimler arasında muhalifleri sayısınca müdafileri de bulunan külliyetli miktarda eser sahibi İbn Teymiyye'yi, İmam Ahmed b. Hanbel'den sonra kendilerine ikinci imam edinen Vehhabilerin mezheplerindeki temel eğilimler şöyle:

1) Gayeleri: İslam'ı ilk dönemlerdeki saf ve sade şekline döndürmek. Bu teşebbüslerinde akılcı olmaktan çok, şekilci olarak ortaya çıkmalarına rağmen, zaman içinde "öz"ü kavrama yolunda büyük adımlar atmışlar, düşünce hayatına katkılarda bulunmuşlardır.

2) Kitap ve sünnete dayanır. Kıyas ve icmaya önem vermezler. Bunu "Ehl-i Hadis" ve Selefi olmanın bir gereği sayarlar.

3) Vehhabi inancında olmayanları ilk çıkış dönemlerinde kâfir, bütün bid'at ve hurafeleri küfür kabul eder ve bunlara karşı giriştikleri savaşı cihad sayarlardı.

4) Bu sebebe binaen amaç ne olursa olsun muska yazmak, büyü yapmak, ağaç ve türbelere çaput bağlamak, tekkelere adak adayıp mum yakmak, evliya mezarlarını ziyaret edip kabirdekilerden istimdatta bulunmak, fal bakmak, birçok şeyleri uğursuz saymak, tesbih çekmek bunlarca "Şirk"tir. Kur'an-ı Kerim dururken "Delail-i Hayrat" okumak günahtır.

5) Bunları yaptığı halde kendilerini müslüman sayanların kanları ve mallarının helal olduğuna dair ilk dönemlere ati kanaatleri de sonradan değişmiştir.

Kıyası reddetmeleri, Vehhabilerin İbn Teymiyye'den ayrıldıkları bir noktadır. İbn Teymiyye'nin cumhur ulemaya aykırı bazı görüşlere sahip olmasına karşın Ona yamanması adet haline gelmiş olan "tecsim" ve "teşbih"in kendisi ile alakasız olduğunu, müteşabih ayetlerin teviline karşı çıkışının bu şekilde yorumlanıp anlaşıldığını da ilave etmeden geçemeyeceğiz.[2]

Vehhabilik Arap yarımadasında ortaya çıkmıştır. Şahısların aşırı derecede kutsallaştırılması, onlardan bereket umulması, onları ziyaret ederek Allah'a yakın olmak istenilmesi, dinde bulunmayan bid'atların çoğalıp dini törenlere ve dünyevi işlere hakim olması sebebiyle ortaya, bunlara karşı çıkan ve İbn-i Teymiye'nin mezhebini yeniden canlandıran Vehhabilik çıkmıştır.

Vehhabiliğin kurucusu, M. 1787'de vefat eden Muhammed b. Abdulvehhab'dır. Bu zat, İbn-i Teymiye'nin eserlerini okumuş, onları beğenmiş, onları derince incelemiş ve teoriden pratiğe çıkarmıştır.

Aslında Vehhabiler, inanç hususunda İbn-i Teymiyye'nin görüşlerine bir şey ilave etmiş değillerdir. Ancak bunlar, İbn-i Teymiyye'den daha katı bir tutum izlemişler ve onun eserlerinden, onun temas etmediği bir kısım sonuçlar çıkarmışlardır. Zira bu yeni meseleler İbn-i Teymiyye zamanında tartışmaya konu olan meselelerden değillerdi. Vehhabilerin çıkarmış oldukları sonuçlar kısaca şunlardır:

1) Vehhabiler, ibadetlerin sadece Kur'an-ı Kerim'in ve sünnet-i seniyyenin beyan ettiği ve İbn-i Teymiye'nin anlattığı şekilde yapılmasıyla yetinmeyip örf ve adetlerin de tamamen İslam çerçevesi içinde devam etmesini gerekli görmüşlerdir.

Bu sebeple vehhabiler, sigara içmeyi haram saymışlar ve bu hususta çok titiz davranmışlardır. Hatta vehhabilerin halk tabakası sigara içen kimseye müşrik nazarıyla bakarlar. Vehhabiler bu davranışlarıyla, büyük günah işleyen kimseyi tekfir eden (kafir sayan) Haricilere benzemiş oldular.

2) Önceleri kahve ve benzeri şeyleri de haram sayıyorlardı. Fakat daha sonraları bu görüşten vazgeçtikleri anlaşılmaktadır.

3) Vehhabilik sadece bir inanç ve amel şeklinde kalmadı. Vehhabiler kendilerine muhalif olanlarla karşı savaşa giriştiler. Çünkü bidatlara karşı savaştıklarına, bidatlarla savaşmanın gerekliliğine, iyiliği emretme, kötülükten sakındırma vazifesinin bir vecibe olduğuna inanıyorlardı. Böylece Allah Teala'nın şu ayet-i kerimede beyan ettiği hükmü yerine getirmiş olacaklardı:

"Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülüğe mani olursunuz. Ve Allah'a iman edersiniz. Eğer kitap ehli de iman etseydi, onlar için daha hayırlı olurdu." (Al-i İmran: 3/110)

Savaş alanında Vehhabilik düşüncesine komutanlık yapan kişi, bugün Suudi Arabistan'a hakim olan Suud ailesinin dedesi Muhammed b. Suud idi. Bu zat, Muhammed b. Abdulvehhab'ın eniştesiydi. Onun mezhebini kabul etti ve ona aşırı derecede bağlandı. Muhammed b. Suud, halkı bu mezhebe kılıç zoruyla davet ediyordu. Ve bunu, sünnetleri ihya etmek ve bidatları ortadan kaldırmak için yaptığını ilan ediyordu.

Belki de zora başvuran bu dini davet hareketinin altında, Osmanlılara karşı isyan etme düşüncesi yatmaktaydı. Hasılı, bu mezhebe silah gücüyle davet hareketi devam etti. Bunun üzerine Osmanlı devleti, Vehhabilik hareketini bastırmak için askeri kuvvet gönderdi. Fakat onları tamamen ortadan kaldıramadı. Nihayet Mısır valisi Mehmet Ali Paşa, güçlü ordusuyla Vehhabilerin üzerine yürüdü ve onları birkaç savaşta mağlup etti. Böylece Vehhabilerin askeri gücü ortadan kalkmış oldu. Ancak bazı kabileler içerisinde gizlenen bir azınlık kaldı.

Kuvvet buldukça şiddete başvuran ve saldıran, karşılık gördüğünde ise kabuğuna çekilen bu düşünce Riyad ve çevresini kendine merkez seçmişti.

4) Vehhabiler ellerine geçirdikleri her köy ve şehirdeki türbeleri yıkıp harabe haline getirdiler. Öyleki, Avrupalı bazı yazarlar bile Vehhabileri "Mabed yıkanlar" diye adlandırmışlardır. Böyle isimlendirilmesinde elbetteki aşırılığın payı vardır. Çünkü türbeler mabed değildir.

Bununla beraber, belkide içinde veya bitişiğinde kabir bulunan mescitleri yıktıkları için onlara bu isim verilmiştir. Bu hareketi yaparken de Peygamber Efendimiz'in, İsrailoğullarının, peygamberlerinin kabirlerini mescit yapmalarını çirkin görmesi hadisine dayanmış olabilirler.

5) Vehhabilerin şiddet eylemleri bununla da kalmadı. Türbe şeklinde olmayan kabirleri de yıktılar. Hicaz topraklarında iktidarı ellerine geçirince, bütün sahabe-i kiramın kabirlerini yıkıp yerle bir ettiler. Buralarda kabir olduğunu gösteren belirtilerden başka bir şey bırakmadılar.

Vehhabiler, kabirlerin ziyaret edimesine izin verirler. Ancak ziyaretçinin kabirde yatana "Selamun aleyke" demesi dışında bir şey söylemeyeceğini belirtirler.

6) Vehhabiler, aslında putçuluk olmayan ve putçuluğa yol açmayan bazı basit meselelere takılıp kaldılar. Bunlara hep karşı çıktılar. Mesela: Fotoğraf çektirmeye karşı oluşları bunlara bir örnektir.

Ancak idarecileri bu gibi meselelere kulak asmamakta ve tatbikata koymamaktadırlar.

7) Vehhabiler bid'at mefhumunu şaşılacak derecede geniş bir anlamda yorumladılar. Onlara göre Ravza-i Mutahhara'ya perde asmak dahi bidattir. Bu sebeple Ravza'da bulunan perdelerin yenilenmesini yasakladılar. Neticede perdeler eskiyerek parça parça oldu. Öyle ki Peygamberin huzurunda bulunan kişiyi ilahi nur aydınlatmasaydı veya bu kişi kendisini Peygamberlerin efendisine vahyin indiği yerde hissetmeseydi, mübarek kabrinde bulunan eskimiş perdeler, onun için göze çirkin görünen birer parça olabilirdi.

Ayrıca Vehhabilerin bazıları, bir müslümanın "Peygamber efendimiz" demesini bile bid'at saydılar. Ve bu hususta çok ileri gittiler. Davalarını yaymak için sert ve kaba konuştular. Böylece birçok insan kendilerinden şiddetle kaçtı.[3]

Vehhabiliğin Değerlendirilmesi:


Şurası bir gerçektir ki Vehhabiler İbn-i Teymiye'nin görüşlerini gerçekleştirmişler ve onlara sımsıkı bağlanmışlardır. Daha önce kendilerine "Selefiyye" adını takanların mezheplerini anlatırken açıklamaya çalıştığımız İbn-i Teymiyye'nin görüşlerini olduğu gibi aldılar. Buna ilaveten "Bid'at" kavramı üzerinde de çok durdular. Bidatı çok geniş bir manada yorumlayarak, ibadetle ilgisi olmayan şeylerin dahi bidat olduğunu sandılar.

Halbuki bid'at dinin aslında bulunmamasına rağmen, kulların ibadet kabul ederek yaptıkları ve yapılmalarıyla kişinin Allah'a yaklaşacağını sandıkları bir kısım hususlara denir.

Ravza-i Mutahhara'nın üzerine perde asılmasının bir ibadet olduğunu hiçbir kimse söylememiştir. Bu perde, kabrin insanlara hoş görünmesi için takılmaktadır. Bu perde, Peygamberimizin mescidindeki tezyinata benzemektedir. Vehhabilerin, Mescid-i Nebevi'deki tezyinata karşı çıkmayıp, sadece Ravza'daki perdelere karşı çıkmaları şaşılacak bir şeydir. Bu hal davranışları aynı olan iki kişiye ayrı muamele yapmaya benzer.

Önemli olan bir nokta da şudur ki: Vehhabi alimleri kendi görüşlerinin tamamen doğru, başkalarının görüşlerinin ise tamamen yanlış olduğunu zannetmektedirler. Bunlar türbeler yapılmasını ve o türbeler etrafında tavaf edercesine dolaşılmasını putçuluğa yakın bir şey kabul ederler.

Vehhabiler bu tutumlarıyla daha önce anlattığımız gibi kendilerine karşı çıkanları kafir sayan ve öldürmeye girişen Harici mezhebi mensuplarına benzemektedirler.

Bunlar çölde kabuklarına çekildikleri dönemlerde bu davranışlarının pek zararı görülmüyordu. Fakat Hicaz topraklarının idaresi Suud ailesinin eline geçince Vehhabiler, toplumsal münasebetlerin içine girdiler ve giderek durum ciddileşti.

Bu sebeple Suud hanedanından, merhum Melik Abdulaziz es-Suud bunlara karşı çıktı. Görüşlerinin kendi inançları olarak kalmasını sağlamaya çalıştı. Böylece bu sahada, büyük bir adım atmış oldu. Hatta Melik Abdulaziz, Ravza-i Mutahhara üzerinde asılı bulunan eski perdelerin yerine yenilerini yaptırdı. Fakat yeni perdelerin takılmasını, Mescid-i Nebevi'nin tamirinin tamamlanmasından sonraya bıraktı ve tamir tamamlanmadan önce vefat etti. Şimdi umarız ki, onun yerine geçen melik bu kararı yerine getirsin. [4]



[1] Ahmet Özalp, Şamil İslam Ansiklopedisi: 6/329-330.

[2] Zübeyir Yetik, İslam Düşünce Tarihinde Mezhepler, Beyan Yayınları: 151-152.

[3] Muhammed Ebu Zehra, İslam'da Siyasi, İtikadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi, Hisar Yayınları: 1/260-262.

[4] Muhammed Ebu Zehra, İslam'da Siyasi, İtikadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi, Hisar Yayınları: 1/262-263.

Hiç yorum yok:

Blog Listem

  • KUR'AN,IN ANASI - Ali_İmran Suresi - Ayet 7 هُوَ الَّذٖى اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ *اُمُّ الْكِتَابِ* وَ*اُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ* فَاَمَّ...
    6 ay önce
  • ŞİRK ve KÜFÜR: Kadının Namazı - ŞİRK ve KÜFÜR: Kadının Namazı: أَلنِّسَاءِيَّاتْ KADININ NAMAZI EVİNDE OLMALIDIR -2 صلاة المرأة في بيتها -25 الحديث الخامس والعشرون : عَنْ أُمِّ حُمَيهدٍ ا...
    3 yıl önce
  • İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR - İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR .إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ Allah katında tek Din İslâmdır. Laiklik; geniş ve basit tanımı ile, dinin siyasal ha...
    4 yıl önce
  • İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR - İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR .إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ Allah katında tek Din İslâmdır. Laiklik; geniş ve basit tanımı ile, dinin siyasal ...
    4 yıl önce
  • REÇETE-şiir - Ey yüksek sosyeteye mensup modacı hanım, Eğlence zümresinin başının tacı hanım, Bu metod ki, sizlerin müsbet ilâcı hanım: Dışının görünüşü içinin aynasıdı...
    4 yıl önce
  • SAAT KODLARI - http://sitene-kod-ekle.tr.gg/saat-kodlar&%23305;-flashl&%23305;--k1-.oe.rnekli-k2-.htm
    7 yıl önce
  • Manyaklara Güzel Cevap - Örtünmek İslamın Emridir. Helal olsun bu müslüman kardeşimize.İslamı hakkıyla savunuyor. CHP'den,İSLAM DİNİNE HÜCUM CHP Deşifre Olmuştur Bunlar,Türbanlıyı m...
    7 yıl önce
  • HIRİSTİYANLAR PİSLİKTİR SEVİLMEZ - وَقَالُواْ لَن يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلاَّ مَن كَانَ هُوداً أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُواْ بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ *(BAKAR...
    7 yıl önce
  • Hıristiyanlar Sevilmez - وَقَالُواْ لَن يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلاَّ مَن كَانَ هُوداً أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُواْ بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ *(BAKAR...
    7 yıl önce
  • Hak Din İslamdır - بسم الله الرحمن الرحيم السلام عليكم ورحمة الله وبركاته (ÂLİ IMRÂN suresi 19. ayet) إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُو...
    8 yıl önce
  • İki Yüzlülük - 259) İki Yüzlülüğün Kötülenmesi Bu bölümdeki bir ayet ve iki hadis-i şeriften insanların iki yüzlülüklerini herkesten gizleyebileceklerini, fakat Allah’tan...
    8 yıl önce
  • İki Yüzlülük - İki Yüzlülüğün Kötülenmesi 259) İki Yüzlülüğün Kötülenmesi Bu bölümdeki bir ayet ve iki hadis-i şeriften insanların iki yüzlülüklerini herkesten gizleyebile...
    8 yıl önce
  • HUDÛD (İSLAM CEZA HUKUKU) - 15: HUDÛD (İSLAM CEZA HUKUKU) *BÖLÜM: 1* *Ø** KENDILERINDEN KALEM KALDIRILAN, CEZA VERILMEYEN KIMSELER VAR MIDIR?* *1423-* Ali (r.a.)’den rivâyete göre,...
    8 yıl önce
  • SAPIKLIĞA DÜŞEN KAVİMLERİN GÖRÜŞLERİ - Şimdi bizim sapık kavimlerin rububiyetle ilgili görüşlerini incelememiz Kur’an-ı Kerim’in onları hangi noktalardan ve niçin reddetme yoluna gittiğini ve b...
    9 yıl önce
  • Demokratik çalışma ve amel ilişkisi - *Demokratik Çalışma ve Amel ilişkisi :* İslam adına , müslüman olarak belli bir partinin çalışmalarına katılan kimselerin yaptıkları bu iş, sıhhat şartl...
    9 yıl önce
  • İBNİ TEYMİYYE-8.CİLT - بســـم الله الرحمن الرحيم "(İyi bilinmelidir ki) Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar üzülecek de değildirler. Onlar, iman edip (gerektiği gi...
    9 yıl önce
  • Çay Sohbeti - *İBN-İ TEYMİYYE** ve İBN-İ TEYMİYYE-7.Cilt ve İBNİ TEYMİYYE-8.CİLT* *İslâm Güneşi,Mekke'den Doğar.Dünyayı Aydınlatır.* *İslâm Bahçesinde,Dinî Yazı,Resim ve...
    9 yıl önce
  • Lanetlikler - الحديث الرابعوالثمانون عن أبي هريرة رضي اللّه عنه قال لَعَنَ رسولُ اللَّهِ صلى اللَّه عليه وسلّم مُخَنَّثِي الرِّجالِ الذينَ يتَبَّهونَ بالنِّساءِوالمُتَ...
    10 yıl önce